Sağlık – ÇEVİK MEDYA | Son Dakika | Gündem | Siyaset | Spor | Sanat | Teknoloji https://www.cevikmedya.com Bilim, Kültür Sanat, Teknoloji, ve son dakika haberleri Tue, 17 Jan 2023 07:35:25 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 https://i0.wp.com/www.cevikmedya.com/wp-content/uploads/2022/03/cropped-CEVIK-MEDYA-LOGO-e1646866638561-1.png?fit=32%2C32&ssl=1 Sağlık – ÇEVİK MEDYA | Son Dakika | Gündem | Siyaset | Spor | Sanat | Teknoloji https://www.cevikmedya.com 32 32 207513835 Fitness Nedir? Nasıl fitness yapılır? https://www.cevikmedya.com/fitness-nedir-nasil-fitness-yapilir/ https://www.cevikmedya.com/fitness-nedir-nasil-fitness-yapilir/#respond Fri, 02 Sep 2022 20:00:12 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=4005

Fitness Nedir?
Fit, sağlıklı görünen bir vücuda sahip olmak her insanın hayali. Bu hayali gerçekleştirmek için en temel ve en önemli konu ise düzenli, dengeli beslenmek. Fakat düzenli beslenmek sağlıklı bir vücuda sahip olmak için yeterli değil. Beslenme düzeninin yanı sıra spor yapılmalı, antrenmanlar düzenli hâle getirilmelidir. Fitness antrenmanları, sağlıklı bir vücuda sahip olmak için yapılan antrenmanlardır. Vücuttaki yağların yakımına katkı sağlayan Fitness, kasların sıkılaşmasına da olanak tanır. Peki Fitness nasıl yapılır?
Sağlıklı bir vücuda sahip olmayı dileyen birçok kişi önce Fitness yapmayı düşünür. Ancak çoğu kimse “Fitness ne işe yarar?” sorusunun cevabını tam olarak bilememektedir. Fitness, çoğu zaman vücut geliştirme antrenmanlarıyla karıştırılır. Vücut geliştirmede temel amaç, kas hacminin ve kütlesinin artırılması iken Fitness vücudun daha fit görünmesine imkân sağlar. Sağlıklı bir hayata sahip olmak ve vücudun formda kalmasını sağlamak için yapılan egzersizler olarak tanımlanan Fitness, vücuttaki yağların yakılmasına yardımcı olur. Bu antrenmanlarda kasların hacim alması değil, sıkılaşması ön plana çıkar. Daha ince ve daha esnek bir vücuda sahip olmana olanak tanıyan Fitness antrenmanları, fiziksel sağlığın yanı sıra ruhsal sağlığa da büyük faydalar sunar.
Kemik ve kas sistemini güçlendiren Fitness, düzenli olarak yapıldığında etkisini kısa sürede gösterir. Vücudun kalori yakmasına olanak tanıyan antrenmanlar kilo verme sürecini de hızlandırır. Birçok problemin çözümüne yardımcı olan Fitness, zihinsel ve ruhsal olarak da kendini geliştirebilmene imkân tanır.


Fitness Nasıl Yapılır?
Fitness programları kişiye özel olarak hazırlanır. Ancak bu programlar uzman kişilerce oluşturulmalıdır. Bir fizyoterapist veya spor eğitmeni tarafından hazırlanan Fitness antrenmanları hem aletlerle birlikte hem de aletsiz olarak yapılabilir. Bu antrenmanlar, dayanıklılığı ve kondisyonu artırmak için yapılan yüzme ve koşu gibi antrenmanlar ile pilates ve yoga gibi kas sıkılaşmasına katkı sunan antrenmanlarla birlikte yapılır. Yüzme ve koşu gibi kardiyo antrenmanları kan dolaşımını düzenler ve vücudun daha fazla kalori harcamasına yardımcı olur. Aynı zamanda bu egzersizler yağ yakımını da hızlandırır ve hızlıca kilo vermene katkı sağlar. Pilates ve yoga gibi antrenmanlar ise bölgesel olarak kas gruplarının çalışmasına imkân tanır. Kasları geliştiren bu antrenmanlar, sıkı bir vücudun kapılarını aralar. Fitness antrenmanları ile vücuda esneklik kazandırılır. Vücudun daha fit görünmesi hedeflenir. Vücut yağlarının eritilmesi amaçlanan bu antrenmanlarda, terleme ile fazla suyun ve toksin maddelerin dışarı atılmasına da olanak tanınır.

“Ne kadar diyet yaparsanız yapın, eğer hareket etmiyorsanız karın bölgenizdeki yağlardan kurtulamazsınız. Diyet ve egzersizin yanı sıra, yağ yakıcı besinleri tüketmek de yağlarınızı eritecektir.”

]]>
https://www.cevikmedya.com/fitness-nedir-nasil-fitness-yapilir/feed/ 0 4005
Kanser Tedavisinde Yeni Gelişmeler: İmmünoterapi https://www.cevikmedya.com/kanser-tedavisinde-yeni-gelismeler-immunoterapi/ https://www.cevikmedya.com/kanser-tedavisinde-yeni-gelismeler-immunoterapi/#respond Sat, 27 Aug 2022 15:27:14 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3972

Kanser Tedavisinde Yeni Gelişmeler: İmmünoterapi

Kanser, son yıllarda giderek artmakta olan hastalıklar arasında yer alıyor. Dünyada her yıl neredeyse 500 bin kişiye kanser teşhisi koyuluyor. Kanser teşhisi koyulmuş olan hastaların yaklaşık 3’te 1’i bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Bilim dünyası, kanser çeşitlerini tedavi edebilmek ve önlemek için yeni araştırma ve çalışmalara devam ediyor.

Kanser teşhis ve tedavileri, teknolojinin de ilerlemesi ile günümüzde daha da gelişmiş olmasına rağmen, henüz kesin bir tedavi yöntemi geliştirilemedi. Ancak kanser tedavisinde yeni yöntemler, pek çok kişiye umut olmaya devam ediyor. Bu yeni yöntemlerle kanserin erken teşhisi ya da kanser riskinin tespiti mümkün olabiliyor. Bu da hastaların iyileşme sürecini olumlu etkilerken hayatta kalma şansını artırıyor. Diğer yandan kanser tedavisinde yeni yöntemler, kanserli hastaların yaşam kalitesine de olumlu etkiler sağlıyor. Bu tedavi yöntemlerinin arasında İmmünoterapi yöntemi de bulunuyor. Peki nedir bu yöntem?

İmmünoterapi Yöntemi Nedir?

Kanser, kısaca vücuttaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ve büyümesi olarak tanımlanabilir. Kanserin, ilk ortaya çıktığı organ ya da dokudan farklı yerlere yayılmaya başlaması ise metastaz olarak adlandırılır. Bu durum ise ilerleyen aşamalarda kendisini gösterir.

İmmünoterapi ise bu kanserli hücrelere karşı bağışıklık sisteminin karşı koymasını sağlamaktadır. Temelde vücut kendi bağışıklık sistemi ile vücudu dış etkenlere ve hastalıklara karşı korur. Bu koruma esnasında lenfositler, makrofajlar, Natural Killer hücreleri, monositler, lökositler ve immunglobulinler (antikorlar) aktif olarak rol oynayan elemanlardır.

Normal şartlarda immün sistem, vücuttaki yabancı maddeleri ve anormal hücreleri tanır ve onlara karşı bir savunma geliştirir. Ancak kanserde görülen anormal hücreleri tespit edemez. Kanser hücreleri, yüzeylerini kapatan bir protein tabakasıyla gizlenmeyi başarır. Bu noktada immünterapi, immün sistemin bu hücreleri tanıtıp tespit etmesini ve ona karşı savunma geliştirmesini sağlayama yönelik bir tedavi yöntemidir.

Kanser tedavisinde yeni yöntemler arasında yer alan immünterapi, kanser tedavisine şu yollarla yardımcı olabilmektedir:

  • Bağışıklık sisteminin kendini frenleme mekanizmasına engel olarak, immün sistemde güçlü yanıt oluşturmak, T hücre transferi ile vücudun kanserle savaşmasını sağlamak
  • Monoklonal antikorlar aracılığıyla kanser hücrelerini işaretlemek, hücreye verilecek radyasyonun ve kanser ilaçlarının doğrudan kanser hücrelerine ulaşmasını sağlamak
  • Aşı yoluyla kanserin önüne geçilmesini sağlamak
  • Bağışıklık sisteminin daha aktif hale gelmesini sağlamak
  • Onkolitik virüsler aracılığıyla kanser hücrelerinin parçalanmasını sağlamak
  • Sitokinler aracılığıyla, imün sistem elemanlarını çoğaltmak, diğer yandan ise kanser hücrelerini besleyen kan damarlarının üzerinde olumsuz etki göstermek

İmmünoterapinin Sunmuş Olduğu Avantajlar

Kanser tedavisinde yeni yöntemler arasında yer almakta olan immünoterapi yöntemi, kanser tedavilerinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapiye göre daha az yan yetki göstermektedir. Tedavide sağlamış olduğu avantajları ise şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Daha az yan etkisi olan bir seçenek olması
  • Kansere kesin çözüm olamasa da kanserli hastaların ömrünün uzamasını sağlaması
  • İmmün sistemin hafızası olmasından dolayı, kanserin tekrarlama riskini azaltması
  • Diğer tedavilerin işe yaramadığı durumlarda bile etkili olması
  • Gerektiğinde diğer tedavi seçenekleriyle birlikte kullanılmaya uygun olması
  • Kemoterapi ve radyoterapi kanser dışında sağlıklı hücreler üzerinde olumsuz etki göstermesine rağmen, bu yöntemin sağlıklı hücreye zarar vermemesi
  • Kanserin yayılmasını yavaşlatabilmesi ya da durdurabilmesi

İmmünoterapi, pek çok konuda diğer tedavi yöntemlerine göre daha avantajlı bir yerde durmakta ve buna nedenle daha cazip hale gelmektedir. Konu üzerine araştırmalar ve çalışmalar devam etmektedir. Ancak hangi hastaya bu yöntemin uygulanacağına onkologlar verir. Henüz diğer yöntemler kadar sık kullanılmasa da ilerleyen dönemlerde daha yaygın bir kullanım alanı olacağı öngörülmektedir. Bu konuda ilaç geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir.

İmmünoterapinin Yan Etkileri Var Mı?

Sağlık alanında kullanılan tedavi yöntemlerinin hemen hemen birçoğunda yan etki durumu söz konusu olmaktadır. Basit ilaç kullanımında bile farklı kişilerde, farklı yan etkiler görülebilmektedir. İmmünoterapi yöntemi de bazı yan etkilere sahiptir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi kanser tedavisinde kullanılan diğer yöntemlere göre daha az ve daha hafif yan etkilere sahiptir. İmmünoterapi uygulaması sırasında ortaya çıkan yan etkilerden bazıları şu şekilde sıralanabilir:

  • Titreme
  • Baş dönmesi
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Yorgunluk
  • Eklem ve kas ağrıları
  • İshal
  • Zayıflık
  • Çeşitli enfeksiyon riskleri
  • Deride kaşıntı, döküntü, kızarıklık
  • Diğer tedavi seçeneklerinin yarattığı yan etkiyle karşılaştırıldığında, bu yan etkiler daha düşük düzeyde kalmaktadır. Tüm bu avantajları ile İlerleyen dönemde immünoterapi uygulamasının daha yaygın bir şekilde kullanılabileceği düşünülüyor.
]]>
https://www.cevikmedya.com/kanser-tedavisinde-yeni-gelismeler-immunoterapi/feed/ 0 3972
Sağlıkta Yeni Dönem: Telesağlık, Teletıp https://www.cevikmedya.com/saglikta-yeni-donem-telesaglik-teletip/ https://www.cevikmedya.com/saglikta-yeni-donem-telesaglik-teletip/#respond Sat, 27 Aug 2022 01:56:37 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3947
Sağlıkta Yeni Dönem: Telesağlık, Teletıp 49

Sağlıkta Yeni Dönem: Telesağlık, Teletıp

Teknolojik gelişmelerin her alana sağladığı katkılar, günümüzde daha görünür hal gelmiştir. Bu gelişmelerin etkilerinin en çok görüldüğü alanların başında ise sağlık alanı gelmektedir. Sağlıkta teşhis, tedavi ve koruyucu tedavi konularında teknolojinin sunduğu hizmetler ile pek çok konuda devrim niteliğinde gelişmeler yaşanmıştır. Teknolojinin sağlık alanına sunmuş olduğu bir diğer nimet ise uzaktan sağlık hizmeti uygulamalarıdır.

Sağlık alanındaki bu gelişmelerle, sağlık hizmetlerine erişim şansı artmış ve daha hızlı bir şekilde hizmet alabilme durumu ortaya çıkmıştır. Bir süredir çalışmaları süren telesağlık ve teletıp uygulamalarının kullanımı, Covid – 19’un ortaya çıkması ile yaygınlık kazanmıştır. Teknolojik ve sağlık alanındaki gelişmelerle bu uygulamaların kullanımın daha da artacağı ve geliştirileceği düşünülüyor.

Telesağlık ve Teletıp Nedir?

Telesağlık ve teletıp kısaca, kişilerin uzaktan sağlık hizmetlerine erişim sağlayabilmesine yarayan uygulamaların tümüdür. Bu uygulamalar ile kişiler, herhangi bir nedenle sağlık kuruluşuna gidemeyecek durumda olsa bile sağlık hizmetlerinden faydalanabilir.

Teletıp, klinik alanda kullanılmakta olup, tanı ve tedavi uygulamalarını içerir. Telesağlık ise klinik alanla birlikte, sağlık alanında koruyucu, önleyici ve eğitici diğer uygulamaları da içerisinde barındırır.

Yukarıda bahsi geçen uygulamalar eşzamanlı (senkron) bir şekilde gerçekleştirilebildiği gibi asenkron olarak da yapılabilmektedir. Eşzamanlı uygulamalar ile kişi bir sağlık kuruluşundaymış gibi hekimlerle diyalog kurabilir. Hasta – doktor ilişkisi içerisinde kullanılabildiği gibi bu yöntemleri doktorlar kendi aralarında da kullanabilmektedir. Böylece Uzaktan sağlık hizmetleri, yer ve mekan ayrımını ortadan kaldırarak yepyeni bir alan açmaktadır.

Teletıp ve Telesağlık Uygulamaları Nerelerde Kullanılır?

Uzaktan sağlık hizmetleri içerisinde büyük önemi olan teletıp ve telesağlık uygulamaları günümüzde henüz çok yaygın bir şekilde kullanılmasa da ilerleyen dönemde daha geniş bir alanda kullanılacağı düşünülmektedir. Şuan için ise özellikle şu üç alanda büyük oradan kullanımına başlanmıştır:

  • Radyoloji
  • Psikiyatri
  • Kardiyoloji

Diğer yandan acil tıpta görev yapmakta olan doktorlar da bu uygulamaları kendi aralarında sıklıkla kullanmaktadır.

Günümüzde en çok Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından kullanılmakta olan bu yöntemler, Türkiye’de de yavaş yavaş etkili olmaya başlamıştır. Özellikle radyoloji alanında teletıp kullanımı artmıştır.

Diğer yandan teletıp ve telesağlık uygulamaları Diyabet hastaları için de büyük önem taşımaktadır. Diyabet gibi hastalıklarda, kişilerin yakından takibinin yapılması gerekir. Bu uygulamalar ise bu takibin yapılmasını büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır.

Uzaktan sağlık hizmetleri uygulamaları içerisinde giyilebilir cihazlar da büyük önem taşımaktadır. Kişinin kalp atış hızını, kan glukozunu ve bunun gibi parametrelerini ölçebilen bu cihazlar, hasta takibinde büyük önem taşımaktadır. Teletıp ve telesağlık uygulamaları ile entegre olabilen bu giyilebilen cihazlar, sağlık hizmetleri kapsamında büyük kolaylıklar sağlamaktadır.

Teletıp ve Telesağlık Uygulamalarının Avantajları

Sağlık alanındaki bu tip gelişmeler, gerek hastalara gerekse doktorlara pek çok kolaylık sağlamaktadır. Teletıp ve telesağlık uygulamalarının sağladığı avantajları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Herhangi bir nedenden dolayı (coğrafi nedenler, salgın, engelli olma durumu gibi) hareket edemeyen ve sağlık kuruluşuna ulaşım sağlayamayan kişiler için, sağlık hizmetine erişim sağlar.
  • Hastaların evlerinden ve konforlu alanlarından hizmet alabilmelerini sağlar.
  • Kişinin hastane ya da diğer sağlık kuruluşuna gitmesine gerek kalmadığı için yolda harcayacağı zaman ve paradan tasarruf imkanı sağlar.
  • Özellikle salgın dönemlerinde, kişi dışarı çıkmadan sağlık hizmeti alabileceği için, kendini koruyabilir.
  • Kurum ve kuruluşlar açısından da maliyetler düşer.
  • Önleyici tedaviler ve iyileşme için daha kısa sürede, daha hızlı bir şekilde müdahale etme şansı verir.
  • Doktorların kendi aralarındaki iletişimi hızlandırır. Herhangi bir teşhis ya da müdahale sırasında uzman bir doktor ile hızlıca fikir alış – verişi yapabilme imkanı tanır.
  • Herhangi bir durumda hastanın doktoruna daha hızlı bir şekilde ulaşabilmesine olanak verir. Bu gibi durumlarda hızlıca kurulan iletişim hayat kurtarıcı olabilmektedir.
  • Takip gerektiren hastalıklarda, hastanın takibinin kolaylaşmasını sağlar.
  • Kişiler, kendi kişisel verilerine ulaşabilir ve farklı hekimlerle paylaşabilir. Böylece tekrar tekrar aynı işlemlerden geçmek zorunda kalmaz.
  • Genel olarak hastaların yaşam kalitesinin artmasını sağlar ve hastanın memnuniyetini artırır.

Gelecekte, uzaktan sağlık hizmetleri kullanımının daha verimli bir hale gelmesi, daha yaygınlaştırılması ve daha koordineli olması için yapılan çalışmalar devam etmektedir. Sağlıkta iyileşme ve ilerlemeyi de beraberinde getiren bu uygulamalar ile gelecek süreçte daha olumlu sonuçlar alınacağı öngörülmektedir.

]]>
https://www.cevikmedya.com/saglikta-yeni-donem-telesaglik-teletip/feed/ 0 3947
Türkiye’de Üniversitelerde Tıp Eğitimi https://www.cevikmedya.com/turkiyede-universitelerde-tip-egitimi/ https://www.cevikmedya.com/turkiyede-universitelerde-tip-egitimi/#respond Thu, 25 Aug 2022 09:29:19 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3936

Türkiye’de Üniversitelerde Tıp Eğitimi

Türkiye’de pek çok genç doktor olmak için tıp fakültelerini seçmektedir. Tıp Fakültesi okumak ve bitirmek oldukça meşakkatli ve zor bir yolculuktur. Türkiye’de bulunun Tıp Fakülteleri, diğer bölümlere göre yüksek bir puana sahiptir. Doktorluk hayali olan bir gencin, bu zor yolculukta ilk olarak yüksek bir üniversite sınavı puanına ihtiyacı vardır.

Tıp Fakültesi, diğer üniversitelere göre daha uzun bir eğitim zamanına sahiptir. Bazı fakültelerde dil eğitimi ile birlikte eğitimin normal süresi 7 yıl iken, dil eğitimi olmayan fakültelerde Tıp Bölümü 6 senelik normal bitirme süresine sahiptir. Ancak alınan derslerin zorluğu ve eğitim yoğun olmasından dolayı bu süre uzayabilmektedir. Bitirilen fakülte sonrasında kişilerin uzmanlık alabilmesi için Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’na (TUS) girmesi de gerekmektedir. Daha sonra eğitimlerini tamamlayan kişiler uzman doktor olarak iş hayatına giriş yapıyorlar. Bunun dışında doktorların farklı anabilim dallarını seçerek, o konuda akademik olarak kendilerini yetiştirme olanağı da bulunuyor.

Tıp Fakültesi Eğitim Nasıl?

Türkiye’de Tıp Fakültesi eğitimi, üniversiteden üniversiteye göre değişiklik gösterse de, belli başlı ana hatları aynıdır diyebiliriz. Genel olarak tıp öğrencileri ilk 2 – 3 sene boyunca temel dersleri aldıktan sonra diğer senelerde teorik derslerin yanı sıra uygulamalı olarak da eğitimlerine devam ederler. 4. ve 5. Sınıfların zorunlu staj eğitimleri de bulunmaktadır. Tıp öğrencileri eğitimlerinin son senesinde ise İntörn Doktor olarak çalışmaktadırlar.

Türkiye’de Tıp Fakültesi eğitimi esnasında öğrencilere verilen dersler genel olarak şu şekildedir:

  • Anatomi
  • Tıbbi Biyoloji
  • Biyokimya
  • Mikrobiyoloji
  • Fizyoloji
  • Tıbbi Genetik
  • Parazitoloji
  • Embriyoloji
  • İmmünoloji
  • Histoloji
  • Tıbbi Etik
  • Biyofizik
  • Biyoistatistik
  • Tıp Tarihi
  • Halk Sağlığı
  • Farmokoloji

Bu ana derslerin yanı sıra tıpta dahili bilimler ve klinik bilimler üzerine de dersler okutulmaktadır. Öğrenciler iç hastalıklar, göğüs hastalıkları, psikiyatri, üroloji, acil tıp, cerrahi gibi pek çok alanla ilgili spesifik dersler de almaktadır. Bu dersleri başarı ile veren ve bölümü tamamlayan öğrenciler, iki yıllık zorunlu hizmet kapsamında aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezlerine atanırlar. Tıpta Uzmanlık Sınavı olan TUS’a giren ve başarılı olan kişiler ise, tercih ettikleri dalda uzmanlaşarak eğitim ve araştırma hastanelerinde uzmanlık eğitimi almaya hak kazanırlar.

Öğrenciler aldıkları eğitim sürecinde, laboratuvarlarda, poliklinik ve kliniklerde de bulunurlar. Bu nedenle eğitim aldıkları üniversitenin donanımı oldukça önemlidir. Eğitim için gerekli materyaller, cihazlar gibi her türlü donanıma sahip olan üniversiteler, öğrencilerin daha iyi bir eğitim alması açısından büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de yer alan belli başlı üniversiteler, diğer üniversitelere göre donanım açısından daha büyük avantaja sahiptir. Bunların yanı sıra üniversitenin köklü olması, bünyesinde değerli profesörlerin ve hocaların yer alması, tercih açısından üniversiteyi öne çıkaran etmenlerdendir.

Türkiye’de Önde Gelen Tıp Fakülteleri

Türkiye, tıp eğitimi konusunda oldukça başarılı bir noktada durmaktadır. Türkiye’de Tıp Fakültesi eğitimi vermekte olan pek çok üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerden bazıları yurt dışındaki en iyi tıp fakülteleri sıralamasında da ilk 500’e girmektedir. Türkiye’nin önde gelen tıp fakültelerini ise şu şekildedir:

  • Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi
  • Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
  • İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi

Bu üniversiteler gerek öğretim elemanları gerekse tıp eğitimi için gerekli olan donanımıyla öne çıkmaktadır. İlk üç sırada yer almakta olan Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Koç Üniversitesi, tıp ve sağlık alanında dünyada ilk 500’e girme başarısını göstermiştir.

Bu üniversiteler, bünyelerinde barındırmış oldukları laboratuvarlar, laboratuvarda bulunmakta olan materyaller ve cihazlar, bunların kullanım imkanının yanı sıra, çok sayıda amfi ve derslik ile yeterli alt yapı sahiptir.

Bu üniversitelerde yer alan öğretim elemanı kadrosu, Türkiye’de sayılı olan profesör ve doçentlerden oluşmaktadır. Bu açıdan da alınan derslerin içerik kalitesi ve verimi oldukça yüksektir.
Tıp eğitimi, uygulamalı bir alan olduğu için, öğrencilerin deneyim kazanabilecekleri alanlara ihtiyaçları vardır. Yukarıda sayılan üniversitelerde, öğrencilerin pratik yapabileceği ve deneyim kazanabilecekleri alanlar da mevcuttur. Öğrenciler eğitimlerini tamamlayıp doktor olarak göreve başladıklarında, bu deneyim ve tecrübe onlar için de büyük kolaylık sağlamaktadır.

]]>
https://www.cevikmedya.com/turkiyede-universitelerde-tip-egitimi/feed/ 0 3936
Demir eksikliği nedir? Belirtileri nelerdir https://www.cevikmedya.com/demir-eksikligi-nedir-belirtileri-nelerdir/ https://www.cevikmedya.com/demir-eksikligi-nedir-belirtileri-nelerdir/#respond Wed, 24 Aug 2022 15:02:15 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3909

Herkesin en az bir kere doktorlarından kan testinin sonuçları okunurken duyduğu şey. Demir eksikliğiniz bulunmakta. Peki bu sorunun oluşmamasını, oluştuysa giderilmesini, neden oluştuğu gibi soruların cevabına hep beraber bakalım.  

Demirin vücuttaki işlevleri. 

  • Oksijen taşınımı – kırmızı kan hücreleri haemoglobin barındırır, karmaşık protein olan haemoglobin akciğerlerden aldığı oksijeni vücuttakı her yere dağıtır. 
  • Myoglobin – kas hücrelerinde oksijen depolamayı sağlayan özel bir protein. Myoglobin demir barındır ve kaslara kırmızı rengini verir. 
  • Enzimler – enerji üretmekten sorumlu olan enzimler dahi vücuttaki çoğu enzimler demir barındırır. Enzimler bir çok hücre işlevini sağlayan katalizörlerdir.(kimyasal reaksiyonun oranını artırır). 
  • Bağışıklık sistemi – bağışıklık sisteminin düzgün çalışabilmesi yeterli oranda demir mineraline dayanır. Bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla savaşır. 

Günlük alınması gereken demir miktarları.  

Demir eksikliği nedir? Belirtileri nelerdir 82

Vücudumuz demirin ne kadarını kullanabiliyor? 

Ne kadar kullanabildiği vüdunuduzda ne kadar depolandığına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. 

Demir eksikliği nedir? Belirtileri nelerdir 83

Hayvan besinleri barındıran bir yemek çeşidinde %18 oranında demir kullanabilirken, vejetaryen diyetinde bu oran %10 oranlarına düşüyor. Vücudunuz demir oranı zengin yiyecekler yemiş olsanız bile vücudunuz bu oranlardan daha az demir emiyor olabilir. 

Demiri ne kadar emebildiğinizin en büyük belirteci vücudunuzun ne kadar depoladığıdır. Eğer demir depolarınız yüksekse vücudunuz yediğiniz yemeklerden daha az demir emer. Tersine eğer depoalrınız az demir depoluyorsa vücudunuzun demir emme yeteneği artar. 

Demirin emiliminde yiyeceksel faktörler. 

  • Belli yiyecek ve içecekler vücudun emebileceği demir oranını arttırır. 
  • Demir emilimini arttırmak için yapılabilicekler: 
  • C vitamini tüketimini arttırmak. 
  • Et ile beraber demir içeren sebzeler tüketimi. Örnek olarak kırmızı et ve fasulye. 
  • Demir içeren sebzeleri pişirmek. Çoğu durumda demir içeren sebzeleri pişirip yemek vücudun emebileceği demir oranını arttırıyor. Örnek olarak çiğ brokoliden vücut %6 oranında demir emebilir iken pişmiş brokolide bu oran %30’a çıkıyor 
  • Belli yiyecek ve içecekler vücudun emebileceği demir oranını azaltır. 
  • Soya proteinleri sebze kaynaklarından emilimi azaltabilir. 
  • Çay, kahve ve şarap tannin barındırdığından demir emiliminizi azaltır. Tannin demiri vücudunuzdan dışarı taşır. 
  • Yetersiz A vitamini demir eksikliği sonuçlarını doğurabilir. A vitamini demiri barındırmaya yardım eder. 
  • Kalsiyum ve fosfor sebze kaynaklarının emilimini azaltabilir. 

Demir eksikliği için yüksek risk grupları. 

2 yaş ve üstündeki her 8 kişiden biri ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar demir alamıyor.  

  • Demir eksikliği barındırabilecek yüksek risk faktöründeki kişiler şunlar: 
  • Anne sütü ya da bebek sütü yerine inek sütü verilmiş bebekler. 
  • Yeni yürümeye başlayan çocuklar-özellikle çok fazla süt içenleri-. 
  • Ergenlik evresindeki kızlar. 
  • Regl geçiren kadınlar. 
  • Hamile kadınlar 
  • Göğüs beslemesi yapan kadınlar. 
  • Kötü yemek alışkanlığı olan kişiler.  
  • Alkolik kişiler. 
  • Vejeteryan veya vegan olan kişiler. 
  • Antreman yapan sporcular. 
  • Bağırsak kurdu barındıran kişiler. 
  • Düzenli kan bağışında bulunan kişiler. 
  • Kanamaya sevk eden hastalıklar. 
  • Kronik rahatsızlığı olan kişiler. 
  • Normalden daha az demir emebilen vücuda sahip kişiler. 
  •  

Demir eksikliğini nasıl tespit edebiliriz? 

Eğer demir eksikliğiniz olduğunu düşünüyorsanız doktorunuzdan randevu almanızı öneririz. Araştırma çölyak gibi benzer hastalıklar dışına hedef alır. 

Tedavi yöntemleri şunlardır: 

  • Fiziksel inceleme. 
  • İlaç geçmişi. 
  • Kan testi. 

Demir eksikliği için tedavi. 

Demir eksikliğinizin tedavisi ne kadar demir barındırdığınıza, ve altında yatabilecek olan sebeplerine göre tedavi edilir. 

  • Eğer demir boşaltımınız varsa – doktorunuz zengin demir barındıran yemekler hakkında sunum yapar. 6 ay içerisinde demir durumunuza bakmak için bir daha kan testi yapar. 
  • Eğer demir eksikliğiniz varsa – doktorunuz yemekleriniz hakkında öneride bulunur ve bunu yakından takip eder. Demir bakımından zengin yemekler önerir ve demir alımınızı kısıtlayabilecek yiyecek ve içeceklerden kaçmanızı önerir. Düzenli olarak kan testi alırlar ve belki de destek sağlayıcı ilaç verebilirler. 
  • Eğer demir eksikliği aneminiz var ise – doktorunuz destekleyici demir takviyesi ilaçlarını verirler. Bu tedavi süreci vücudunuzun ne kadar demir depoladığına bağlı olarak 6 aydan bir yıla kadar uzayabilir. Demir seviyeniz düzenli olarak kan testleri ile takip edilir. 
  • Eğer altta yatan farklı bir sebep var ise – ve bu durum demir eksikliğine sebep oluyor ise bunun sebeplerinin araştırılması önemli. Eğer medikal bir durum ise tedavi edilmesi önemli. 

Ek demir takviyesi 

Eğer ek demir takviyesi almanız için öneride bulunulmuşsa şunları unutmayın: 

  • Ek demir takviyelerinin en bilinen yan etkisi koyu renkli ya da siyah dışkıdır. Eğer bu tarz bir durumla karşılaşırsanız paniklemeyin. 
  • Ek demir takviyelerinin bir diğer yan etkisi ise mide bulantısı, kusma, kabızlık ve ishal belirtileri ile karşılaşabilirsiniz. Doktorunuzun tavsiyesini almakta fayda varken genel olarak konuşmak gerekirse tedavi için dozun bir tık düşürülerek vücudunuza kısa bir zaman tanımanızda fayda var. 
  • Ek demir takviyeleri eğer mümkünse boş mideye gitmesi gerekmekte. 
  • Takviyeler doktorunuz dediği gibi gitmek zorunda. İnsan vücudu demir boşaltımı konusunda pek iyi olmadığından dolayı eğer uygun dozda alınmazsa sizi zehirleme ihtimali her zaman bulunmakta. 

Demir eksikliğinin yanlış bilinenleri makalemizi sitemizi takip ederek ilerde bulabilirsiniz. 

]]>
https://www.cevikmedya.com/demir-eksikligi-nedir-belirtileri-nelerdir/feed/ 0 3909
Modern Çağın Hastalığı Anksiyete İle Baş Etme Yöntemleri https://www.cevikmedya.com/modern-cagin-hastaligi-anksiyete-ile-bas-etme-yontemleri/ https://www.cevikmedya.com/modern-cagin-hastaligi-anksiyete-ile-bas-etme-yontemleri/#respond Wed, 24 Aug 2022 14:49:28 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3906

Günümüzde psikolojik rahatsızlıklarda hızla yükselmekte olan bir artış söz konusu. Psikolojik hastalıkların birçoğunda genetik faktörler etkili olsa da, çevresel faktörler de bir o kadar etkilidir. Çağımızın genel sorunlarından biri olan stres, hem fizyolojik hem de psikolojik olarak pek çok rahatsızlığa neden olmaktadır. Çağımızın hastalıklarından öne çıkmakta olan anksiyete bozukluğu da artan stresle birlikte daha fazla kişide görülmektedir.

Kaygı, genel olarak sağlıklı insanlarda da görülebilmektedir, ancak anksiyete ya da diğer adıyla kaygı bozukluğu, kişinin günlük yaşantısını sekteye uğratacak kadar yoğundur. Bu rahatsızlığa sahip olan kişiler, hayatın normal akışına devam edemeyecek boyutta olabilirler. Bu nedenle anksiyete bozukluğu olan kişilerin tedavi olması büyük önem taşımaktadır.

Anksiyete Nedir? Türleri Nelerdir?

Anksiyete en genel anlamıyla kaygı halini yansıtan bir durumdur. Kişiler, yaşanan olaylarla ilgili olarak zaman zaman kaygılanabilirler ve bu olağan bir durumdur. Fakat kişinin kaygı oluşturmayacak durumlarda bile aşırı endişe duyma hali ya da her an bir şey olacakmış gibi hissetme durumu bir bozukluğa işaret etmektedir.

Anksiyete bozukluğu, kısaca herhangi bir tehlike ya da kaygı uyandıracak bir durum söz konusu olmadığında bile güçlü bir şekilde kaygılı hissetme durumu olarak tanımlanabilir. Üstelik bu hal, geçici ya da anlık değil, uzun süren ve kronikleşebilen bir durumdur. Çoğu durumda kaygı bozukluğu olan kişiler, yaşamış oldukları durumun farkında olurlar, ancak bu durumu kontrol edemezler. Kontrol edilemeyen bu aşırı kaygılı olma hali, hayatlarındaki düzeni alt üst edebilmektedir. Bu durumda ise kişilerin tedavi olması gerekmektedir.

Anksiyete ile ilgili bozuklar, farklı alt başlıklarda incelenebilir. Anksiyete bozukluğu türleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Yaygın anksiyete bozukluğu: Herhangi bir neden olmaksızın sürekli endişeli ve kaygılı olma durumudur. Günümüzde en sık karşılaşan bozukluklardan biridir. Bu duruma ek olarak kişilerde depresyon ve başka psikolojik sorunlar da olabilir.
  • Sosyal fobi: Kişiler, insan içine ve kalabalığa girdiklerinde kaygı yaşamaya başlarlar. Bu nedenle sosyal ortamlara girmekten geri dururular.
  • Travma sonrası stres bozukluğu: Yaşanan travmatik bir olay sonrası meydana gelen durumdur. Kişiler, kendilerini derinden etkileyen bu olayı, tekrar tekrar yaşıyor gibi hissedebilirler. Yaşadıkları olayın etkisi ile kaygılı ve endişeli olma hali tekrarlar.
  • Panik Atak: Kişinin yoğun bir şekilde korkulu olma halidir. Kişi, öleceğinden ya da öldürüleceğinden endişe ederek paniğe kapılır. Panik atak sırasında, kişi kalp sıkışması ve göğüs ağrısı gibi fizyolojik rahatsızlıklar da hissedebilir. Çoğu kişi bu ataklar sırasında kalp krizi geçiriyormuş hissine kapılabilir. Bu ataklar genel olarak 5 – 15 dakika kadar sürer ve geçer.
    Fobiler: Kişi belli olaylara ya da nesnelere karşı korku duymaktadır. Bu olay ya da nesnelerle karşılaştıklarında veya ona maruz kaldıklarında, yoğun korku ve endişe durumu yaşarlar.

Görüldüğü gibi pek çok türde kaygı bozukluğu söz konusu olabilir ve bu durumlar kişinin yaşam kalitesini ve hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle bu sorunların üstesinden gelebilmek için uzman yardımı almak oldukça büyük önem taşır.

Anksiyetenin Belirtileri Nelerdir?

Yaygın anksiyete bozukluğu, kaygı bozuklukları içerisinde en sık görülen ve gün geçtikçe daha da fazla sayıda rastlanan bir rahatsızlıktır. Bu bozukluğun belirtileri çoğu zaman aşağıdaki gibidir:

  • Sürekli olarak endişeli olma
  • Sürekli olan bunaltı hissi
  • Olumsuz düşünmeye meyilli olma, umutsuzluk ve kötü senaryolar düşünme
  • Belirsizlikten kaçınma
  • Karasızlık
  • Erteleme
  • Konsantrasyon güçlükleri
  • Huzursuz ve gergin hissetme
  • Uyku sorunları

Bu kaygı durumda fiziksel belirtileri de şu şekildedir:

  • Yorgun hissetme
  • Mide bulantısı
  • Vücudun çeşitli bölgelerinde ağrı
  • Terleme
  • Titreme
  • Kalp çarpıntısı ya da hızlı kalp atımı
  • İshal
  • Nefes darlığı
  • Ağızda kuruluğu

Anksiyete İle Baş Etme Yöntemleri

Anksiyete bozukluğu yaşıyor iseniz ve bu durum hayatınızın işleyişini bozuyorsa bir uzmandan yardım almak gerekir. Buna ek olarak kişilerin kendi başlarına uygulayabilecekleri ve kendilerini rahatlatabilecekleri yöntemeler de mevcuttur. Anksiyete ile baş etmek için aşağıdaki öneriler size yardımcı olabilir:

  • Nefes egzersizleri: Kaygı bozukluğu sırasında kişiler durumu kontrol etmekte zorlanırlar. Ancak nefes kontrol çalışmaları kişiye oldukça büyük yarar sağlayacaktır. Nefes egzersizleri kişinin sakinleşmesinde büyük rol oynamaktadır.
  • 3-3-3 kuralı: Bu teknik pek çok kişi tarafından başarılı bulunmaktadır. Etrafınızda bulunan üç cismin adını söylemek, ardından duyulan 3 sesi ne olduğu söylemek, son olarak vücudunuzdaki el, ayak, parmak gibi farklı 3 bölgeyi oynatmak. Bu içinde olduğunuz durumdan sizi uzaklaştırmayı kolaylaştıracaktır.
  • Anda kalma: Geleceğe dair oluşan kaygı durumlarınızda, içinde olduğunuz ana ve mekan dönmeye çalışmak size yardımcı olacaktır.
  • İyi gelen şeylerle meşgul olma: Kaygı genellikle boş kaldığınızda ortaya çıkacaktır. Zihninizi başka şeylerle meşgul etmek size yardımcı olabilir.
  • Düzenli egzersiz yapmak: Yürüyüş, yüzme, yoga gibi etkinlikler kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.
  • Uyku düzeni: İyi ve kaliteli bir uyku, kaygılı halin azaltılmasında etkili olur.
]]>
https://www.cevikmedya.com/modern-cagin-hastaligi-anksiyete-ile-bas-etme-yontemleri/feed/ 0 3906
Tıp Alanında Yapay Zeka Yükseliyor https://www.cevikmedya.com/tip-alaninda-yapay-zeka-yukseliyor/ https://www.cevikmedya.com/tip-alaninda-yapay-zeka-yukseliyor/#respond Tue, 23 Aug 2022 16:42:34 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3890

Günümüzde teknolojinin gelişmesi, sağlık alanında da büyük gelişmelerin gerçekleşmesinde büyük rol oynuyor. Sağlık hizmetleri alanında sıkça kullanılmakta olan teknoloji, teşhis koymadan tedaviye, ilaç yapımından daha hızlı ve daha doğru veri alımına kadar pek çok konuda büyük kolaylıklar sağlıyor.

Tıpta kullanılmakta olan yeni teknolojilerden birisi de yapay zeka olarak karşımıza çıkıyor. Tıpta yapay zeka teknolojisi, sağlıkta büyük devrimlerin yaşanacağının habercisi olarak karşımıza çıkmakta. Henüz daha yeni bir teknoloji olarak nitelendirebileceğimiz yapay zeka, şimdiden çok büyük işlerin başarılmasında etkin bir şekilde rol oynamaktadır. Doktorların da alanda en büyük yardımcısı niteliğinde değerlendirebileceğimiz yapay zeka teknolojisinin, gelecekte daha yaygın bir biçimde kullanılması bekleniyor.

Sağlık Alanında Yapay Zeka Nedir?

Yapay zeka diğer bir adıyla Artificial Intelligence (AI) sağlık alanında veri analizlerinde yeni kullanılmaya başlanmış olan bir uygulamadır. Tıpta yapay zeka teknolojisi, algoritmalar, derin öğrenme, eşleştirme, sezgisel tarama ve bilişsel işlemler üzerinden çalışmaktadır. Eldeki verileri daha hızlı ve daha doğru bir şekilde analiz etme yeteneğine sahip olan yapay zeka teknolojileri, tıpta teşhis ve tedavi gibi konularda oldukça büyük fayda sağlamaktadır.

Sağlık alanında yapay zekanın bu kadar büyük gelişme göstermesinin nedenlerini aşağıdaki gibi saymak mümkündür:

  • Geliştirme çalışmaları ile veri toplama ve veri işleme sistemlerinin iyileştirilmesi
  • Gen veri tabanının büyümesi
  • Sağlık kayıtlarının elektronik ortama geçiş yapması
  • Makine ve robotlarda yapılan çalışmalarla insansı algı süreçlerinin geliştirilmesi

Özellikle geniş bir veri tabanının olması, yapay zekanın daha doğru bir şekilde çalışması açısından büyük önem taşımaktadır.

Tıpta yapay zeka teknolojisi, şu üç temel başlık altında etkinlik göstermektedir:

  • Veri toplama
  • Veriyi işleme ve analiz etme
  • Kullanacak kişiye en kaliteli sonucu iletme

Yapay zeka, bu işlemleri derin öğrenme ve algoritmalar sonucunda yapabilme gücüne sahiptir. Kendi içerisinde belli bir mantığa sahip olan bu teknoloji, isabetli tahminler yapabilme becerisine de sahiptir. Özellikle yapay zekanın yapacağı analiz ve tahminler, gerçek bir insanın yapabileceğinden daha hassastır. Bu nedenle bir hastalığı ve detayı gözden kaçırma riski daha düşüktür denebilir.

Sağlıkta Yapay Zeka Kullanımının Sağladığı Yararlar

Tıpta yapay zeka teknolojileri, sağlık alanında devrim niteliğinde gelişmelere yol açmaktadır. İlerleyen dönemlerde yapay zekanın sağlık alanında kullanımının daha da artması ve gelişen teknoloji ile daha büyük yeniliklerin yaşanacağı öngörülmektedir.

Tıpta yapay zeka teknolojileri kullanımının sağladığı yararlar ise şu şekilde özetlenebilir:

  • Büyük bir veri tabanına sahip olması ve bu verileri hızlıca işleyebilmesi ile çok daha hızlı ve doğruluk payı yüksek tahminlerde bulunma
  • İsabetli tahminler sayesinde hızlı ve daha doğru tanı koyabilme
  • Kişilerde hastalık risklerini tespit edebilme
  • Kişiye özel teşhis ve tedavi seçenekleri sunması
  • Tüm teşhis ve tedavi sürecinde maliyetlerin çok büyük oranda düşmesi
  • İlaç geliştirme sürecinde etkin rol oynaması

İlerleyen süreçlerde tıpta yapay zeka teknolojisi ile ameliyatların da gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Yapılan bir çalışmada otonom bir robotun, domuz bağırsağını doktorlardan daha iyi bir şekilde dikebildiği ortaya konulmuştur.

Sunduğu bu avantajlar sayesinde hem doktorlar hem de hastalar tarafından yapay zeka oldukça çekici bir yerde durmaktadır. Yapay zekaların hızlı ve hata payı düşük bir şekilde ortaya koymuş oldukları tanılar, doktorların işinin kolaylaştırırken, hastalar da hızlı ve doğru bir tedavi sürecinden faydalanabildikleri için bu uygulamaları desteklemektedir. Diğer yandan maliyetleri düşürme açısından sağlık kurum ve kuruluşları açısından da oldukça cazip bir seçenek sunmaktadır.

Şimdiye kadar tıpta yapay zeka teknolojileri kullanılarak yapılan bazı çalışmalar ve başarı durumu aşağıdaki gibidir:

  • Radyoloji: Görüntüleme yöntemleri hastalık teşhislerinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Bu alanda etkili bir rol oynayan yapay zekanın, yapılan çalışmalarda uzmanlardan daha iyi tespit yapabildiği ortaya konmuştur.
  • Dermatoloji: Yapay zekanın yüz fotoğraflarından dahi cilt kanseri teşhisi yapabildiği gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada dermatologlar cilt kanserini %86 oranında tahmin edebilirken, yapay zeka (CNN) %95 oranında doğru tahminde bulunmuştur.
  • Göz: Görme kaybı ile ilgili hastalıklarda, kısa süre içinde çok daha fazla bir şekilde doğru tarama yapabildiği ortaya konmuştur.
  • Kanser: Meme kanseri tespitinden, uzman doktorlardan daha başarılı olurken, prostat kanseri ile ilgili bir çalışmada ise %100’e yakın daha duyarlı ve özgül sonuçlara ulaşmayı başarmıştır.

Bu konuyla ilgili çok sayıda çalışma devam etmektedir. İlerleyen süreçte, teknolojinin daha da gelişmesi ve araştırmaların sonucunda, tıpta yapay zeka teknolojileri kullanımının daha da artacağı ve yenilikler getireceği öngörülmektedir.

]]>
https://www.cevikmedya.com/tip-alaninda-yapay-zeka-yukseliyor/feed/ 0 3890
Tıpta Yeni Adımlar: Kişiselleştirilmiş Tıp https://www.cevikmedya.com/tipta-yeni-adimlar-kisisellestirilmis-tip/ https://www.cevikmedya.com/tipta-yeni-adimlar-kisisellestirilmis-tip/#respond Mon, 22 Aug 2022 16:14:56 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3882

Tıp, insanlık tarihinin çok eski zamanlarından beri var olan, seneler içerisinde gelişen ve hala gelişmekte olan bir bilim dalıdır. Günümüzde teknolojinin de gelişmesi ile birlikte tıp dünyasındaki pek çok alanda yenilikler yaşanmıştır. Bu gelişmeler öylesine önemli bir yerde durur ki insanlık tarihinin değişmesinde de etkili bir yeri vardır.

Günümüz şartlarında bilim, teknolojiden ayrı düşünülemez. Bilimdeki her gelişme teknolojiyi, teknolojik gelişmeler de bilimin kendisini besler ve geliştirir. Sağlık alanı da bu gelişmelerden en çok beslenenler arasında yer alır. Bir asır önce ne olduğu ve neyden kaynaklandığı bilinemeyen hastalıkların pek çoğu bugün teknolojik gelişmenin de etkisiyle çözülmüş ve hatta kalıcı ve önleyici tedaviler geliştirilmiştir. Ancak henüz sağlık alanındaki tüm bilinmezler ortaya çıkarılmamıştır. Bununla birlikte yapılan çalışmalar her geçen gün artmakta ve tıp alanını bir adım daha öteye götürmektedir.

Kişiselleştirilmiş tıp, teknolojinin gelişmesi ve bununla birlikte genetik biliminde aşama kaydedilmesi ile ortaya çıkmış yeni bir alandır. Hastalıkların öngörülmesi, önlenebilmesi ve doğru bir tedavi uygulanabilmesi için kişiselleştirilmiş tıp çok önemli bir noktada durmaktadır.

Kişiselleştirilmiş Tıp Nedir?

Tıp alanındaki gelişmelere her gün bir yenisi daha eklenmektedir. Bu gelişmeler, insanlara umut olmaya devam etmektedir. Kişiselleştirilmiş tıp, insanlara umut olma konusunda yapılan çalışmaların bir sonucudur. Tıp için daha yeni bir alan olan bu yaklaşım, kanser gibi zor tedavi edilen hastalıklar konusunda oldukça önemli yöntemler sunmaktadır. Bir diğer adı da hassas tıp olarak geçmekte olan yaklaşım, kişiye özel bir tanı ve tedavi yöntemleri sunmaktadır.

Kişiler, aynı hastalıklardan muzdarip olsalar da her biri için farklı bir tedavi yöntemi, farklı ilaç ve teknikler etkili olabilmektedir. Bir kişinin kullandığı ilaç, diğerinde işe yaramayabilir. Aynı zamanda kişilerin aynı hastalığa yakalanma nedenleri de birbirinden farklı sebeplere dayanabilir. Bu durum başta genetik ile ilişkilidir. Hastalıklarla ilgili konularda genetik, oldukça önemli bir noktada yer almaktadır. Bunlara ek olarak kişilerin yaşam tarzı ve çevresel faktörler de etkilidir.

İşte kişiselleştirilmiş tıp, kişinin genetiği ile ilgili çalışmalar yürütülmesi prensibine dayanmaktadır. Bu noktada kanser gibi genetikle yakın ilişkisi olan hatalıkların tanı ve tedavisinde oldukça büyük bir öneme sahiptir. Kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

Çeşitli genetik testler ile kişinin o hatalığa karşı genetik bir yatkınlığı olup olmadığını tespit etme
Kişinin hasta olup olmadığına dair moleküler seviyede tarama yapma ve erken teşhis koyabilme
Kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımı ile kişiye özel tedavi seçeneklerinin belirlenmesi
Kişiye uygulanan tedavinin işe yarayıp yaramadığına dair değerlendirme yapma, tedavinin gidişatı hakkında bilgi edinme

Kişiselleştirilmiş Tıp Yaklaşımının Faydaları

Yukarıda değindiğimiz gibi kişiselleştirilmiş tıp ya da hassas tıp, genetik çalışmalar ve araştırmalarla işlemektedir. Yapılan çalışmalarda kişinin genlerine bakılarak belli sonuçlar elde edilir. Elde edilen sonuçlar değerlendirilir ve ona göre bir yol izlenir.

Metinde bahsi geçmekte olan bu yaklaşım, özellikle kanser hastalıklarında etkin bir biçimde kullanılmaya başlamıştır. İlerleyen dönemde çalışma alanının daha genişleyeceği ve yaygınlaşacağı düşünülmektedir.

Hassas tıp, geleneksel tıp yöntemlerine göre büyük avantajlar taşımaktadır. Tıpta yeni olan bu yaklaşım ile koruyucu ve önleyici bir anlayış benimsenmiştir. Kısaca hastalığı tedavi etme durumundan, hastalığın önlenmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının faydalarını ise şu şekilde maddeleyebiliriz:

  • Bir kişinin genlerine bakılarak, hangi hastalıklara yatkın olduğu ve ne tür riskler taşıdığı önceden tespit edilebilir.
  • Önceden tespit edilen risklere ve hastalıklara karşı, kişinin yaşam tarzında ve çevresel faktörlerde değişiklik yapılarak kişinin hastalığa yakalanma riski en az düzeye indirilebilir. Bu da önleyici ve koruyucu tedavi açısında büyük önem arz etmektedir.
  • Kişinin genleri göz önünde bulundurularak, hangi tip ilaç ve tedavi yöntemlerinin etkili olabileceği tespit edilebilir. Bir yandan kişiye özel, etkili ilaçlar belirlenirken, diğer yandan istenmeyen yan etkiler bu şekilde azaltılabilir.
  • Tedavi görmekte olan kişilerde ilacın etkileri belirlenebilir, tedavinin ne aşamada olduğu, ilaca devam edilip edilmeyeceği ya da farklı yönteme geçilip geçilmemesi hakkında bilgi sahibi olunabilir.
  • Nokta atışı tedavi için önem taşıyan bu yeni yaklaşım ile gereksiz test ve tedavi denemeleri eleneceği için hem hasta açısından daha az zahmetli olacak, hem tedavi hızlanacak hem de sağlık maliyetini azaltacaktır.

Kişiselleştirilmiş tıp yöntemleri bugün, genellikle çeşitli kanser hastalıkları, karaciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, kistik fibroz gibi hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılmaktadır.

]]>
https://www.cevikmedya.com/tipta-yeni-adimlar-kisisellestirilmis-tip/feed/ 0 3882
Ortaçağ’ın Laneti: Veba https://www.cevikmedya.com/ortacagin-laneti-veba/ https://www.cevikmedya.com/ortacagin-laneti-veba/#respond Sun, 21 Aug 2022 16:52:14 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3868

Kara Veba, bir diğer adıyla Kara Ölüm olarak anılan veba, dünya tarihindeki en ölümcül olarak kayıtlara geçmiş bir salgındır. Ortaçağ döneminde yaklaşık olarak 200 milyon insanın veba yüzünden öldüğü düşünülmektedir. İnsanlık tarihinin en ölümcül salgını olarak Kara Ölüm adını almış olan veba, Asya’dan yayılarak, Afrika’ya oradan da Avrupa’ya kadar uzanıp dünyanın büyük bir bölümüne yayılmıştır. Elde edilen bilgilere göre o dönemki Avrupa nüfusunun neredeyse yarısı Kara Veba nedeniyle yok olmuştur.

Ortaçağ döneminde bu kadar etkili olan bu salgın, günümüzde o dönemki kadar etkili olmasa da hala görülmektedir. Özellikle Afrika bölgesinde daha sık rastlanan veba, tüm dünyada her yıl yaklaşık 2 bin kişide görülebilmektedir. Bir zamanlar milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş olan kara veba, günümüzde tıp alanında yaşanan gelişmeler sayesinde kesin bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Özellikle erken evrede tespit edildiğinde tedavide yüzde yüz başarı sağlamak mümkündür.

Veba Nedir? İlk Nasıl Ortaya Çıktı

Ortaçağ döneminde ortaya çıktığında, kara veba fareler tarafından bulaşıyor sanılıyordu. Sadece 1347 ile 1351 yılları arasında Avrupa nüfusunda yarıya yakın bir kayba neden olan kara ölüm, tarihe en ölümcül salgın olarak geçmişti. 1894 senesinde Alexandre Yersin isminde bir bilim insanı, ilk kez Yersinia Pestis adında bir bakteriyi keşfetti. Bu tarihten sonra anlaşıldı ki veba, bu bakteriden dolayı ortaya çıkmıştır.

Bazı kaynaklara göre veba, büyük salgın öncesinde de görülmüştür. Ancak insanlık tarihinde büyük değişimlere yol açan vakalar 14. yy.’a tekabül etmektedir. Tarihi açıdan kesin olarak ilk görüldüğü zaman 1347 yılı olarak kayıtlara geçen veba, Kırım’da ortaya çıkmıştır. Ardından gemiler yoluyla farklı bölgelere yayılan ve Avrupa’ya kadar sıçrayan salgın milyonlarca kişinin ölümüne ve büyük nüfus değişimlerine sebep olmuştur.

Vebanın asıl kaynağı olan Yersinia Pestis bakterisi, ilk olarak fareleri enfekte ettiği için, o dönem bu hastalığın fareler tarafından yayıldığının sanılmasına neden olmuştu. Diğer yandan veba, pnömanik yani hava yoluyla da bulaşabildiği için, enfekte olan kişiler de salgının hızlanmasını kolaylaştırmıştır. Ancak bu dönemde vebanın nasıl yayıldığı anlaşılmamış, neden yanlış yerlerde aranmıştır.

Veba, genel olarak üç tipi olan bir hastalıktır:

  • Hıyarcıklı Veba (bubonik veba)
  • Pnömanik Veba
  • Septisemik Veba

Yapılan araştırmalara göre, Ortaçağ’da en etkili görülen veba türü Bubonik yani Hıyarcıklı Veba’dır. Varsayılana göre Yersinia Pestis isimli bakteri, fareleri enfekte eder ve ardından fareler üzerindeki pire gibi asalaklar yoluyla da bu bakteri insanlara geçer. Lenflerde etki gösteren Hıyarcıklı Veba, veba türleri arasında en yaygın görülendir. Hıyarcıklı Veba belirtileri aşağıdaki gibidir:

  • Enfekte olan bireyin lenf düğümlerinde şişme gerçekleşir.
  • Boyun, koltuk altı ya da kasıklarda şişkinlik gözlemlenir.
  • Şişkinliğin dokusu serttir.
  • Ateş ve titreme görülebilir.
  • Baş ağrısı ve kas ağrıları oluşabilir.
  • Yorgunluk ve halsizlik hali olabilir.

Kara Veba’nın Sonu

Tüm dünyada sadece 4 yıl gibi kısa bir sürede milyonlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan kara veba, sosyal, ekonomik gibi pek çok açıdan büyük değişimlere neden oldu. İnsanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan kara ölüm, bir süre sonra sona erdi. Salgının devam ettiği süreçte takip edilen bazı stratejiler, vebanın bitmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu stratejileri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

Karantina altına almak: Kıtalar arası bir yayılım göstermekte olan kara veba, çıktığı ilk yer olarak bilinen Kırım’dan deniz yolu ile başka ülkelere yayılmıştı. Bu nedenle bir sonra gemideki kişilere, karaya çıkmadan önce 40 günlük bir izolasyon uygulandı. Karantina sözcüğü de buradan gelmektedir. Diğer yandan bazı bölgelerde kişiler evlerine kapatılarak karantina uygulanmıştır.
Temizlik önemleri: Deniz aşırı ülkelerden gelmiş olan gemiler ve hastalığın görüldüğü yer gibi pek çok alanda yoğun temizlik ve dezenfektasyon işlemleri yapıldı. Bu hijyen uygulaması, vebanın yayılmasının durdurulmasında önemli bir rol oynamıştır.

Bunlar salgının durdurulmasında belli bir rol oynasa da, kara veba tam olarak nasıl bitti sorusunun net bir cevabı yok. Ancak salgını bitirmek için herhangi bir aşı ya da tedavi uygulamasının olmadığı biliniyor.

Günümüzde az sayıda olsa da hala görülmekte olan veba, antibiyotik tedavisi ile kontrol altına alınabiliyor. Hastalığın erken döneminde başlanan bu antibiyotik tedavisi ile hastalık ölümle sonuçlanmadan tedavi edilebiliyor.

]]>
https://www.cevikmedya.com/ortacagin-laneti-veba/feed/ 0 3868
En Ölümcül Kanser Türleri https://www.cevikmedya.com/en-olumcul-kanser-turleri/ https://www.cevikmedya.com/en-olumcul-kanser-turleri/#respond Sat, 20 Aug 2022 03:21:07 +0000 https://www.cevikmedya.com/?p=3826

En Ölümcül Kanser Türleri

Kanser, dünyada üzerinde gün geçtikçe daha fazla sayıda insanda görülmektedir. Uzmanlar kanser için genetik sebeplerin yanı sıra çevresel faktörlerin de oldukça etkili olduğunu dile getirmekte. Kanser vakalarının bu kadar artmasının altında ise çevresel faktörler büyük yer tutmakta. Uzmanlara göre insanların daha fazla radyasyona maruz kalması, güneş ışığına fazla maruz kalma, tarımda ilaçlamada kullanılan kimyasallar, katkı maddeleri, sanayi sektöründen kaynaklı oluşan atıklar, yoğun plastik kullanımı, hava kirliliği ve daha pek çok nedenden dolayı kanser her geçen gün daha artmakta.

Günümüzde tıp alanında yaşanan gelişmeler, teknolojinin gelişmesi gibi olumlu durumlar sayesinde bazı kanser türleri erken dönemde keşfedilebiliyor. Tıptaki gelişmeler ışığında tedavi yöntemlerinde de büyük ilerlemeler kaydediliyor. Ancak yine bazı kanser türleri, insanlık için daha da tehlikeli bir yerde duruyor. Bu yazıda dünyada en ölümcül kanser türleri hakkındaki bilgileri paylaşacağız.

Kanser Nedir?

Kanser, genel anlamda vücudun herhangi bir bölgesinde bulunan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Dünyada yüzden fazla sayıda kanser türü bulunmaktadır. Kanserin ne kadar tehlikeli olduğu ise hangi organda oluğuna, ne kadar yayıldığına, hangi evrede bulunduğuna göre farklılık gösterebilmektedir.

Hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile oluşmakta olan tümörler her zaman kötü olmayadabilir. Halk arasında da iyi huylu tümörler olarak bilinen bu durum, genel olarak hayati bir tehdit taşımaz. Ancak kötü huylu tümörler, hayatı ciddi anlamda tehdit etmektedir. Özellikle metastaz dediğimiz, vücudun diğer bölgelerine yayılma durumu söz konusu ise kanser ölümcül olabilir.

Dediğimiz gibi 100’den fazla sayıda kanser türü vardır. Dünyada en çok görülen kanser türlerini ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Meme kanseri
  • Cilt kanseri
  • Prostat kanseri
  • Akciğer kanseri
  • Rahim ağzı kanseri
  • Mide kanseri
  • Lenf kanseri
  • Kolon kanseri

Kanser türlerinin yaygınlığı etnik kökene, cinsiyete ve yaşa farklılık da göstermektedir. Yazının ilerleyen bölümlerinde en ölümcül kanser türleri hakkındaki bilgilere ulaşabilirsiniz.

En Ölümcül Kanser Türleri Nelerdir?

Bir kanserin diğerlerine göre daha tehlikeli olmasının bazı nedenleri bulunmaktadır. Kanser hızla yayılma özelliği gösteren bir türdeyse ya da sinsi ilerleyen ve ilk evrelerde belirti vermiyorsa, bu kanser türü diğerlerine göre daha ölümcül olabilmektedir. Dünyada en fazla can kaybına yol açan, en ölümcül kanser türlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

  • Akciğer Kanseri: Yapılan çalışmalara göre akciğer kanseri diğer kanser içerisinde en fazla ölüme yol açan kanser türleri arasında yer almaktadır. Kanseri öldürücü yapan faktörlerden birisi de çabuk yayılma göstermesidir. Bu nedenle kanser erken evrede tespit edildiğinde tedavi şansı olsa da, ilerleyen evrelerdeki akciğer kanseri ölümcül olabilmektedir. Bu kanser türünün en büyük nedeni sigara ve hava kirliliği olarak gösterilmektedir.
  • Pankreas Kanseri: Genel olarak yaşlılarda görülmekte olan pankreas kanseri de akciğer kanseri gibi hızlı yayılım gösterebilmektedir. Pankreas kanseri, ilk evrelerde pek belirti vermediğinden genellikle çok geç fark edilmektedir. Bu nedenle de dünyada en ölümcül kanser türleri arasında yerini almaktadır. Bu kanserin önüne geçebilmek için risk grubunda olanlar ve belli bir yaşın üzerindeki kişiler, tarama testleri yaptırmalıdır.
  • Kolon Kanseri (kolorektal kanser): Türkiye’de ve dünyada oldukça sık bir şekilde karşılaşan kanserler içerisinde yer alan kolon kanseri diğer bir adıyla kalın bağırsak kanseri, en tehlikeli kanserler arasında yer almaktadır. Bu kanser de belirtilerini hastalık ilerlediğinde verdiği için, tanı koyduğunda genellikle kanser yayılmış ve ilerlemiş olmaktadır. Bu da hastaların hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. 50 yaş üstü kişilerin kalın bağırsak kanseri tarama testleri yaptırması bu nedenle büyük önem taşımaktadır.
  • Mide Kanseri: Mide kanseri, dünyada en ölümcül kanser türleri arasında yer alan başka bir kanser türüdür. Bu kanserin belirtileri, diğer mide rahatsızlıkları ile benzerlik gösterdiği için, tanı koymada zorluklar yaşanabilmektedir. Mide kanseri için erken tanı hayat kurtarsa da ilerleyen evrelerde en çok yayılma gösteren türlerdendir.
  • Karaciğer Kanseri: Kronik alkol tüketiminin oldukça etkili olduğu bu kanser türü de oldukça tehlikeli kanser türleri arasında yer almaktadır. Ancak tek neden alkol de değildir. Şeker tüketimi, hepatit gibi faktörler de karaciğer kanseri riskini artıran faktörlerdendir. Diğer türlerde de olduğu gibi erken teşhis tedavi için büyük önem taşımaktadır.
]]>
https://www.cevikmedya.com/en-olumcul-kanser-turleri/feed/ 0 3826